AKİF İNAN?DA GELECEK FİKRİ
722 | | | 18-12-2013

Şaban SÖZBİLİCİ

Üç ihtilali gören, birinci ihtilalde gençliğin akış dönemini yaşayan, ikinci ihtilalde olgunluğa tırmanan ve üçüncü ihtilalde de kırkını deviren Akif İnan “Uykumu çarmıha gerdi sorular / Çoğalır sesimin tedirginliği” (TS, 12) derken insanımızın sorması gereken soruların, insanımızı tedirgin etmek isteyenler tarafından, bilhassa ihtilalciler tarafından,  bilinçli olarak sorulduğunu ve böylece sorgulayan nesil değil, sorgulanan nesil yetiştirildiğini ifade eder. 
İhtilalin baskısı altındaki insanımız dışa doğru sorgulayamayınca kendi beyninde soruları fokurdatıp sonra da onları yaylım ateşi gibi kalbine yöneltmiştir. Bu baskıya boyun eğmeyen “Ruhumu emziren bulutlar nerde?” (TS,12) diye arayışa yönelenler kuşların yollarını izlemişler, yani gizli gizli o bilgilere erişmişler. Bazen umut, bazen umutsuzluk dolaşmış etraflarında. Böyle şartlarda yol almak akıl karı olmadığından onlara “Delilik şan olur.” (TS,13) ve yansıtır içlerinin haritasını.
Kahramanmaraş’ın kurtuluşunda sembol adamlardan biri olan Deli İzzet, deli kimliğiyle toplumda haberleşmeyi sağlamıştır. Arslan Bey ekibinin haberleşmesi eğer başarıya ulaşıp sonuçlandıysa bunda İzzet Baba’nın deli rolünü çok iyi oynamasına borçluyuz. Her yere rahatlıkla girip çıktığı için haber ulaştırmış veya haber toplamıştır Arslan Bey adına. Gerçekte deli miydi, halen bu sorunun cevabı meçhul. Ama Ermeniler ve işgalci Fransızlara yakın olan içeridekiler, bu delidir, hiçbir şey bilmez, diyerek, onu önemsememişler, sır olacakları yanında konuşmaktan çekinmemişlerdir.
Üç ihtilali, fikrini yaşayarak, gören insanın deli rolü yüklenmeden ihtilal sınavını başarması, hayatta kalabilmesi zorun da en zoruydu. O dönemlerde ideal insanlar hapis yattılar, sürgün yediler, çileleri kendilerinden bir parça bildiler, yine de davalarından dönmediler ve döndürülemediler. İşte böyle bir hayatta ancak “Delilik şan olur.” ve oldu da.
Bütün umutlar ruhun hüzün salıncağında oyalanırken o ideal insanlar dik durdular, eğilme nedir bilmediler. Bu ideal insanlar yani gönüllerinde dualarla acı çekenler, yeni nesle kalben sabrı dilediler. Çünkü biliyorlardı, Allah sabredenlerle beraberdir: “Sabırlar sağılan yırtık kalbimden / Sessiz sayhalarla çağırdım seni” (TS, 13)
Akif İnan’ın yırtık kalbi sabır içerisindeyken kutlu limanda burca ulaşır. Burç yüksekliği ifade eder. Eskiden düşman burçlardan izlenirmiş. Üç ihtilalde yorgun günler geçiren şairimiz Türkiye’nin doksanlı yıllarını, bir ihtilal yaşanmadığından, kutlu liman olarak görür. O limandaki burçtan yeni nesli izlerken yeni Türkiye’ye bakarak şöyle seslenir:
“Baharı bir tohum gibi izlerim / Saçlarının yumuşak ışıklarından” (TS, 14)
Bediüzzaman’ın “Ne yapayım, acele ettim, kışta geldim; sizler cennet-asa bir baharda geleceksiniz. Şimdi ekilen nur tohumları, zemininizde çiçek açacaktır.” sözünü hatırlatır gibi burçtan bakan şair artık umutludur. Çünkü yeni neslin ellerinde okunan kitaplar, kendine yani Mehmet Akif İnan’a aittir veya o dönemde fikrin, inanmanın, bir davayı yüklenmenin çilesini çekenlerin eserleridir, çalışmalarıdır.
Gönlünde ve düşüncelerinde umutsuzluk taşımamıştır Akif İnan. Bundan dolayı günümüzde Akif İnanların eserlerine ve hayatlarına çalışmalar, toplantılar yapılmakta, hatıra kitapları yazılarak idealleri dillendirilmektedir. Unutulmayan, yad edilen, eserleri okunan şair ve yazar Akif İnan, daha uzaklara bakarken şöyle görmüş o burçtan bizleri:
“Ellerin yıldızlar yansımasıdır / Onlardan okunur hikâyelerim” (TS, 14)
Akif İnan artık burçtadır. O burca hayran hayran her bakanlar ise Akif İnan’a şöyle seslenirler şairin diyişiyle:
“Bir bahar yağmuru bana hitabın / Cennet kıyılarından haber getiren” (TS, 14)
 “Nehirler çağlayan bakışlarınla / Giyinir dallarım baharlarını” (TS, 17)
Fuzuli’nin Su Kasidesi’ndeki peygambere ulaşma arzusuyla yanarak akan suyun başını taştan taşa vurup gezmesini bizlere çağrıştıran Akif İnan’ın “Başımı taşlara çarparak artık / Kalbimin sesini eritse miyim?” beytinde bir hedef vardır; ideal uğrunda koşma, yorulma ve kaybolma. O uğurda “Akşam olur sabah olur yıl döner / Törpüler gövdemi dakikalarım” diyen şair şu soruyu sormadan edemiyor: “Hangi ölüm öder bilemiyorum / Ateşten bekleyiş faturasını?” (TS, 19)
İdealist insanların ölümü ateşten bekleyiş faturasını ödedi. Artık yeni faturaların çıkmayacağını düşünüyoruz. Çünkü ihtilalciler haksız yere, aldatmacayla kestikleri faturalarla kendileri yargılanıyorlar.
Evrensel, dünya şairi olma bilincinde koşan Akif İnan Türkiye’nin ve bu ülke insanının çağdaş anlamdaki manevi kültürle gelişmesini dünyaya açılan bir umut olarak görenlerdendir de: “Gözlerin yıldızlar şehrayinidir / Dindirir evrensel çığlıklarımı” (TS, 20)
Akif İnan, üç ihtilalde de ayakta durabilmeyi nasıl sağlamıştır? Bu sorunun cevabı Akif İnan için çok basit. Çünkü Akif İnan’daki okul dostluğu, şehir dostluğu, edebi dostluk yedi güzel adamla sıkı bağ kurdurmuş ve bir edebiyat akımının (Mavera) doğmasını sağlamakla kalmayıp o akımı bir edebi nehrin akışına dönüştürürken bu yedi güzel adamı da ayakta tutmuştur.
Bizler de ayakta durabilmek için kültürel birikimli bu şahsiyetleri sahiplenmeliyiz ve ideallerini yaşamalı ve yaşatmalıyız.  

Top